| XXI. Yüzyıla Girerken Türkiye'de Başkanlık Rejimi Arayışları |
|
Fatih Doğan
Fatih Doğan, 1998 yılında, o dönemin Türkiye’sinde çok tartışılan başkanlık rejiminin Türkiye şartlarına uygulanabilirliğini hukuksal yönden incelemiştir. 1998 yılında yapılmış bu bilimsel çalışmanın giriş ve sonuç bölümlerini burada veriyoruz. Çalışmanın bütününü aşağıda verilen linkten indirebilirsiniz. Son yıllarda ülkemizin gündemini en çok meşgul eden konulardan biri, başkanlık rejimi eksenli rejim tartışmalarıdır. Arka arkaya yaşanan ekonomik sarsıntıların ve siyasi tablodaki istikrarsızlığın yol açtığı karamsar havadan kurtulmak için sunulan pek çok çözüm önerisi arasında, Başkanlık Rejimine Geçiş de yer almaktadır. Artık devletin zirvesine gelmiş deneyimli devlet adamlarınca da paylaşılan bu yaklaşım, ülkedeki sosyal, ekonomik ve hukuksal alanda karşılaşılan problemlerin çözülebilmesinin ancak güçlü yürütme organına dayanan bir rejim çerçevesinde mümkün olabileceği inancından kaynaklanıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ülküsünün, Atatürk’ün bizlere gösterdiği Çağdaş Uygarlıklar Düzeyini Yakalamak olduğu düşünülürse, bu yönde ilerlememizi sağlayacak yöntemlerden hiçbirine ilgisiz kalmamız düşünülemez. Ancak, ortaya atılan önerinin, öncelikle gerçekten daha hızlı gelişebilmemize olanak tanıyıp tanımadığının açıklığa kavuşturulabilmesi şartıyla... İşte bu düşünceyle, ortaya konan tekliflerin, projelerin toplumda büyük titizlikle değerlendirilmesi, olumlu-olumsuz yönlerinin bilimsel bir yaklaşımla gün ışığına çıkarılması gerekmektedir. Elinizdeki incelemenin ortaya çıkmasında da temel etken, bir hukuk fakültesi öğrencisi olarak bu anlamda duyulan sorumluluk bilinci olmuştur. Bu çalışma ile başkanlık rejimi konusu, yarı başkanlık parantezi de açılarak nesnel bir zeminde, anlaşılır ve akıcı bir üslupla değerlendirilmeye çalışıldı. Çalışmanın ilk üç bölümünde başkanlık rejimi yapısal bakımdan incelenirken dördüncü bölümde bu rejimin türevleri ele alindi. Çağımızdaki gelişmeleri de dikkate alarak beşinci bölümde parlamenterizmin güncel değerlendirmesine, altıncı bölümde ise yine parlamenterizmin günümüzdeki temel çıkmazlarına yer verildi. Ülkemizin gündeminde yer alan tartışmalar yedinci bölümde toparlandıktan sonra, sekizinci bölümde çalışmanın temelini oluşturan Başkanlık Rejiminin Türkiye Bağlamında Sakıncaları, Yararları ve Başkanlık Rejimine Geçiş Sorununu tartışıldi. Çalışma, bu noktaları ortaya koyduktan sonra, sonuç bölümünde ‘Türkiye perspektifinden başkanlık rejimine nasıl yaklaşılması gerektiği’ konusundaki düşüncelerle son bulmaktadır. Sonuç Türkiye, Ortadoğu'ya Körfez'e, Balkanlara yakınlığı, Orta Asya'daki potansiyel gücü ve tarihsel özellikleri ile, ABD Başkanı Clinton'un da ifadesiyle, dünyada önemi her geçen gün daha da artan bir ülke... 65 Milyon nüfusuyla dünyanın en aktif coğrafyalarından birinde yer alan Türkiye'de gelecek için ciddi beklentiler nedeniyle doğal olarak, siyasal iktidarın etkinliği, dinamizmi ve vizyonu daima gündemdedir. Bütün çabalara rağmen Türkiye’nin, karşılaştığı problemleri aşamaması, eğitimde, sağlıkta, ekonomide çağın gerisinde kalması, bu gündemi desteklemekte, canlı tutmaktadır. Zira, dünyanın en yüksek ve kronikleşmiş enflasyon rakamları, daima açık veren dış ticaret dengesi ve üç bin dolarda kalan GSMH'sı, ülkenin yarınlara ümitle bakmasını zorlaştırmaktadır. Özelleştirmede cesur kararların alınamaması nedeniyle sürekli zaman kaybeden; KİT'lerin kamu maliyesine getirdiği ağır yükü bir türlü bertaraf edemeyen bir devlet yapılanması, her iki yılda bir yaşadığımız ekonomik krizlerle sarsılmaktadır... Mevcut mekanizma çerçevesinde karşılaşılan çözümsüzlükler, toplumda devlete olan güveni zedelemekte siyasete ve siyasetçilere karşı nefret duygularını kabartmaktadır. Adalete ve hukuka duyulan inanç kan kaybetmektedir. Çağdaş medeniyetler düzeyini yakalama hedefiyle yanıp tutuşan, ancak bu yönde beklenen ilerlemeyi bir türlü gerçekleştiremeyen ülkemizin artık, bir takım gerçekleri yeniden değerlendirme zarureti kendini hissettirmektedir. Biliyoruz ki, bir toplumun refahı, sahip olduğu ekonomik ve hukuksal mekanizmanın sağlıklı işlemesine bağlıdır. Eğer ekonomi ve hukuk tıkır tıkır işliyorsa, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi hizmetler de çağın şartlarına uygun bir düzeyi yakalayabilecektir. Bizde, ekonomide de, hukukta da, çok ciddi yapısal reformlar -derhal gerçekleştirilmesi gerektiği halde- iktidarlar tarafından sürekli savsaklanmaktadır. Çünkü, Cumhuriyet Dönemi boyunca başa gelen hükümetlerin neredeyse hiçbirinin önünde, söz konusu köklü reformları göze alabilecekleri açık bir mühlet olmamıştır. Her an bir erken seçim ihtimaliyle davranan hükümetler, kısa vadeli, popülist, her an oya tahvil edilebilecek icraatlara yönelmişlerdir. Böylece siyasal sistemin, iktidarları ittiği bu davranış biçimi sonucunda atlanan, es geçilen problemler gün geçtikçe daha da büyümüş, sosyal hayatı daha derinden sarsar hale gelmiştir. Şu noktada çağdaş bir topluma ulaşma yolunda mutlak surette, köklü ekonomik ve hukuksal reformları gerçekleştirmek durumundayız. Bunun çaresi ise herşeyden önce önünü görebilen, uzun vadeli icraata yönelebilme cesaretine sahip ve vizyon sahibi hükümetlerin iş başına gelebileceği bir siyasi atmosferi oluşturmaktır... Zira, ülke olarak karşı karşıya bulunduğumuz ciddi problemlerin çözümü, belli zaman dilimine yayılı kararlı tedbirlerin alınmasına bağlıdır. İşte bu olanağı bir hükümete sağlama noktasında başkanlık rejimi, göz ardı edilemeyecek bir konumda yer almaktadır. Rejim tartışmasına da bu açıdan yaklaşmak gerekir. Yoksa, elbette bir ülkenin istikrarlı ve kaliteli yönetilebilmesinde sistemden ziyade onu uygulayacak insanın kalitesi ve dürüstlüğü rol oynar (WİLSON, W., Kongre Hükümeti, (Çev., Nermin Abadan), Ankara 1961, s. 1; LİPSON, L., s. 255). Ancak bu gerçek, seçilecek sistemin kendinden kaynaklanan eksikliklerin giderilmesi gereğini inkar ettiremeyecektir. Fatih Doğan, Üsküdar, Şubat 1998 Not: Bu çalışmanın tam metnini buradan indirebilirsiniz. |

